Odak:Sevgi Okulu

Odak:Sevgi Okulu

 

Odak:Sevgi Okulu, bilinmeyen okuldur.

Odak:Sevgi Okulunun öğrencisi-öğretmeni; İnsanlığın tümü, konusu; bilinmeyen, alanı; sınırsız-sınırlı evren ya da evrenler, zamanı; zamansızlık(şimdi), yöntemi; yaşamın işleyişi, amacı; yaratımda mutluluktur.

ODAK:SEVGİ OKULU, BİLİNMEYENİN OKULUDUR. ODAK:SEVGİ OKULUNDA, BİREY GİRİŞİM İÇİNDE, YARATIM İSE, TOPLUCA. BİREY, KENDİ KENDİNİN FARKINA VARMA SÜRECİNDE KENDİNİN OLMADIĞININ(SONSUZCA YAŞAM OLDUĞUNUN) FARKINA VARIYOR VE YARATIM BAŞLIYOR!...

 

 

Mustafa Ulusoy

Mesleki yaşamıma psikolojik danışman(rehber öğretmen) olarak başladım. Belirli bir süre bilinen anlamda, herkesin yaptığı gibi psikolojik danışmanlık deneyiminden sonra böylesi bir yaklaşım ve uygulamayla öğrenci ve ilgili olan kişilerde gerçek anlamda bir değişme-gelişmenin olmasının olası olmadığı gerçeğini keşfetme durumunda kaldım.

Üniversitede doktora tez konumu, gerçek bir değişme-gelişmeyi olası kılabilecek öğrenmenin araştırılması yönünde belirleyerek çalışmaya başladım. Tez konusu; uygun(verili) ortamların oluşması durumunda bireyin kendi kendisine öğrenebileceği” idi. Bu bağlamda Kuşadası Atatürk İlköğretim Okulunda Psikolojik Danışma ve Rehberlik çalışmalarını başlattım. Çalışma Ankara Yenimahalle Gaziosmanpaşa ve Kardelen İlköğretim okulunda sürdü. Şu anda Kardelen’de yeni açılımlarla deneyim derinleşiyor.

8 yıla yaklaşan etkinlikte temel yaklaşım; uygun(verili) bir ortamda öğrencinin kendi kendine öğrenebileceği, kendi kendini değiştirip-geliştirebileceği, kendi kendine karar verip verdiği kararı uygulayabileceği, öz olarak kendi kendini doğrudan kendi düşünce-duygu ve davranışlarıyla yeniden doğurabileceği(yaratabileceği) idi.

Kuramsal çerçeve denilebilecek bu temel yaklaşım doğrultusunda, hiçbir önkoşul olmaksızın okulda öğrencilere kılavuzluk yapılarak çalışmalara başlandı. Öğrenciler, kendi kendine grup kuruyorlar, sorunları ve çeşitli konuları kendi aralarında tartışıp, sorgulayıp, irdeliyorlardı. Kendilerini değiştirip-geliştirecek toplumsal-ekinsel-sanatsal etkinlikler planlayarak gerçekleştiriyorlardı. Bugüne değin onlarca kez yüzlerce öğrenci, veli ve öğretmenin katkı ve katılımıyla çok yönlü etkinlikler gerçekleştirdiler. Tiyatro, dans, müzik, gezi, şiir, müzik dinletileri vb. etkinlikler yanında grup ve bireysel danışma, seminer, panel, konferanslar yaptılar. Belki de en etkili ve kalıcı olan yazılı-basılı çalışmalarıydı. Görsel ve yazıya dayalı iletişim kanallarını kullanarak okul ve içinde yaşadıkları çevreyi etkileyen girişimleri oldu. Bunların içinde Odak:Sevgi isimli aylık dergi başlı başına etkili ve yaşamsal bir girişimdi. Odak:Sevgi, başta öğrenciler olmak üzere veli ve öğretmenlerin değişme-gelişmelerinde nasıl yaratıcı ve etkin olunabileceğinin sayısız örnekleriyle doludur.

Odak:Sevgi dergisi yalnızca bir yayın organı değildi. Bir tartışma, irdeleme, sorgulama, özgürleşme, üretim ve deyim yerindeyse; YAŞAMI YENİDEN YARATIM PLATFORMUYDU, PLATFORMUDUR. Sevgide odaklanan öğrenci gruplarının yarattıkları dalgalar; “içindeki ışığı yak aydınlığı göreceksin” söylemiyle evrensel denilebilecek boyutlarda kimi başka odaklara ulaştı.

Öğrenciler yalnızca yukarıda değinilen etkinliklerle sınırlı kalmadılar. Gerçekleştirdikleri tüm etkinliklerin okul düzeyinde yığınsal dışavurumu olarak nitelenebilecek toplu gösteriler de gerçekleştirdiler. 2000 yılında Ankara Yenimahalle Gaziosmanpaşa İlköğretim Okulunda, tüm dünya çocuklarını sevgi ve barış içinde yeni bir yaşam için girişim başlatmaya çağırarak yüzlerce öğrenci Sevgi Çemberi oluşturup Odak:Sevgi dansı yaptılar. 2001 yılında Ankara Yenimahalle Kardelen İlköğretim Okulunda, 26 Nisan Çernobil Nükleer Tesisindeki patlamanın doğurduğu yıkımı dile getirerek tüm dünya çocuklarını aynı anda Sonsuzluğa Zıplama etkinliğine çağırdılar ve 1200 öğrenci aynı anda zıplayarak dans ettiler. Çocukların sevgi ve barış için harekete geçmesini istediler.

Öğrencilerin her yaptığı etkinlik aynı zamanda toplu bir terapi çalışmasıydı. Onlar adeta kendi kendine terapi yapıyorlardı. İçsel dünyalarındaki var olan gerginlik ve çatışmalardan arınıyorlardı. Yaratıcı düşünme ve davranmayı keşfediyor, özgürleşiyor ve mutlu oluyorlardı.

8 yılı aşkındır süren bu kendi kendini yeniden doğurma(yaratma) olgusu derinleştikçe, kendi kendine öğrenme yaklaşımının kuramsal bir düşünce değil yaşanılan ve olabilir bir gerçeklik olduğu keşfedildi. Evet, uygun ortam oluştuğunda-ki bu ortamı da öğrenen kişi ya da kişilerin kendisi oluşturmak durumunda- sonsuzca öğrenme gerçekleşebiliyordu, gerçekleşti. Söz konusu değişme-gelişmeye Odak:Sevgi devinimi denilirse, bu devinim tam anlamıyla bir okuldu. Ama nasıl bir okul? Devinen, canlı, üretken, özgür ve yaratıcı bir okuldu. Odak:Sevgi Okulunda herkes öğretmen-öğrenci idi. Öğrenme edimi, bizzat öğrenenin gerçekleştirdiği bir edimdi. Ona kendi dışından yüklenilen bir bilgi edinme değildi. Öğrenenler yaşayarak, deneyerek, dokunarak, yaparak, sınayarak öğreniyorlardı. Bilinenlerden yola çıkarak değil bilinmeyenle karşı karşıya gelerek öğreniyorlardı. Böylece öğrenmenin belirli yer, zaman ve öğreticilerinin olmadığı, her yer, zaman ve ortamlarda öğrenmenin gerçekleştiği yaşanarak görüldü. Deyim yerindeyse, SANAL BİR OKUL çıktı karşımıza. Olmayan okul yani. En güzel okul, olmayan okuldu belki de!

İnsanlık ilkinden bugüne yaşamın gerçekliğini keşfetme uğraşı içinde. Onca bilimsel, düşünsel çaba bunun için. Milyonlarca insanın canı, kanı bunun için akıtıldı. Hala İnsanlık gerçekliği keşfetmeye ve kendini keşfettiğine inandırmaya çalışıyor. Genetik yapımızdan, içtiğimiz suya değin her şeye burnunu sokuyor, doğruyu bulduğunu düşünenler. Ama doğru ne, nerede?

Odak:Sevgi Okulu, sonsuzca sorusunu tüm İnsanlığa sonsuzca soruyor: Gerçeklik nedir? Sonsuzluk nedir? İnsan nedir? Hatta bir kum taneciği nedir? Bilinmeyen bilinebilir mi? En azından böylesi bir insansal düşünme ve davranma haliyle bilinmeyen fark edilebilir mi? Öğrenmeye nereden başlamalıyız?

 

 

 

Öğretmek mi? Öğrenmek mi?

 

 

Öğrenci olmak, aralıksız öğrenmeyi sürdürmektir. Siz öğrenebildiğiniz sürece bir öğretmene gerek yoktur. Siz eğer gerçekten bir öğrenciyseniz, size öğretmenlik yapacak özel bir kimseye ihtiyacınız yoktur, çünkü her şey, her olay size bir şeyler öğretmektedir. Rüzgarın uçurduğu kuru yaprak, ırmağın kıyılarını yalayan akarsuyun sesi, yükseklerde uçan bir kuş, taşıdığı ağır bir yük altında ezilen yoksul bir adamın görüntüsü, yaşamla ilgili her şeyi bildiklerini sanan kimseler, bunların hepsi size bir şeyler öğretecektir. Bunun için de bir öğretmeninizin olması ve sizin o öğretmenin izleyicisi olmanız gerekmez Görüyorsunuz ya, bir öğrencinin görevi yalnızca öğrenmektir....... Ama kendi kendinize öğrenmeye başladığınız zaman böyle bir bilgi edinme yoluna bir sınır çizemezsiniz. Çünkü kendi kendinize öğrenmeye başlamak için daha önce dinlemesini öğrenmelisiniz, nasıl gözlemlemeniz gerektiğini öğrenmelisiniz

Krishnamurti, İÇ ÖZGÜRLÜK, Yol Yayınları

 

 

 

BİZ BÖYLE ÖĞRENİYORUZ

 

* ÖĞRENMEK; SEVMEK, YARATMAK, DEĞİŞMEK, ÜRETMEK, ÖZGÜRLEŞMEK,

YAŞAMAK YANİ MUTLU OLMAKTIR.

* OKUMAK, YALNIZCA KİTAP OKUMAK DEĞİL, ASIL OKUMAK;

DÜNYA, DOĞA, EVREN, SONSUZLUĞU OKUMAKTIR.

 * GÖRMEK İSTİYORSAN, YALNIZCA ONA DİKKATLE BAK.

 * SEN TEK BİR GÖZE DÖNÜŞTÜĞÜNDE, TÜM BEDENİN IŞIKLA DOLACAKTIR.

* DANS, MÜZİK, TİYATRO, YAZIN YANİ EKİNSEL-TOPLUMSAL-SANATSAL ETKİNLİKLERLE GERÇEKLEŞEN ÖĞRENME,

GERÇEK YARATICI ÖĞRENMEDİR.

* ÖĞRENEBİLMEK İÇİN DİNLEMEK VE BAKMAK GEREKİR.

* DİKKAT VE DUYARLILIK, ÖĞRENMENİN TEMELİDİR.

* ÖNYARGI, ÖĞRENMENİN ÖNÜNDEKİ EN ÖNEMLİ ENGELDİR.

* KİN, ÖFKE, HIRS, KISKANÇLIK vb.İÇİNDE OLAN BİR İNSAN

GERÇEK ANLAMDA ÖĞRENEMEZ.

* SEVGİ VE BARIŞIN OLMADIĞI ORTAMDA ÖĞRENME DE OLMAZ.

 * BİLDİĞİ İLE YETİNEN, HİÇBİR ŞEY ÖĞREMMEMİŞ DEMEKTİR.

* ÖĞRENMEK, BİLİNENİ YİNELEMEK DEĞİL KENDİ ZİHNİ İLE YAŞAMI KEŞFETMEKTİR.

* ÖĞRENMEK, YAŞAMIN GİZİNİ ÇÖZMEKTİR.

 * ÖĞRENMEK, İNSANLIĞIN(KOMÜNAL-KOLEKTİF İNSANIN) ORTAKLAŞA-KOLEKTİF EDİMİYLE GERÇEKLEŞEBİLİR.

* ÖĞRENME, SONSUZLUKTA IŞIK OLARAK PARLAMAKTIR.

* ÖĞRENMEK, BİLİNMEYENİN FARK EDİLMESİDİR.

FARK ETMEK İSE, GÖRÜNMEYENİ GÖRMEK, DUYULMAYANI DUYMAKTIR.

 

*   *   *   *   *   Kopya hakkı Odak:Sevgi ve yazarına aittir(2003-2016 Odak:Sevgi)   |   Site Teknik Sorumlusu Tülün Ulusoy   *   *   *   *   *