Odak Sevgi Nedir?

Darboğaz, 14 Eylül 03

TİNSEL SAĞALTIM ODAĞI ODAK:SEVGİ

“İnsan bilincinin derin bir dönüşümüyle birlikte olmadığı sürece, hiçbir dış karışmanın daha iyi bir dünya yaratma şansı yoktur.”

Stanislas Grof

GİRİŞ

Bugün; 14 Eylül 2003. Yer; Dünya Türkiye, Niğde, Ulukışla, Darboğaz.
Üçüncü bin yılın başlarında, kasabamsı bir köyde, dar bir boğazdayım. Torosların eteğine yaslanmış bir durumda, boylu borunca sırtüstü yatarak toprağa, yazıyorum ya da düşünüyorum.
Neredeydik, nereye geldik, nereye gidiyorum ya da gidiyoruz?
Ne idik, ne olduk, ne oluyorum ya da oluyoruz?
Yaşamımızda, Odak:Sevgi de nereden çıkıverdi. Türkçe yazım kurallarına, dil ve anlambilim kurallarına aykırı gibi gözüken biçimde hem de!...
Nedir bu Odak:Sevgi?
Bir aldanış ve aldatış içinde miyiz, kendimiz ve ilgi duyan herkesi?
Yoksa, can sıkıntısından, içimizdeki boşluktan doğan bir “hobi” midir?
Başka şeylerden söz ettik de ne oldu, canım biraz da sevgi mevgi diyelim, durumu kurtaralım niyet ve isteğinden mi doğdu?
Şu koskoca dünyada, onca usa sığmaz güç ve yoğunlukta, ideolojik-politik-ekinsel, ekonomik, bilimsel-uygulayımbilimsel, karşı konmaz odaklar oluşmuşken, hem de binlerce yıldan beri, adı sanı belirsiz, ne dediği bellisiz birkaç yarım yamalak aydının düşünsel, düşsel, kimi durumda da rüya yorumlarına dayanan süslü püslü söz ve davranışının ne önem ve işlevi olabilir ki?
Demek ki; gerçekten, Odak:Sevgi uydurmasıyla ilgilenenler birer “Donkişot”… kendi kendine icat ettikleri sanal yel değirmenlerine karşı savaşan… savaşan bile değil, savaşımcılık oynayan… küçüklüklerinde oynayamadıkları… işin doğrusu, gerçek Donkişot, en azından, gerçek yel değirmenlerini “düşman” görüyor ve onlara karşı kılıç sallıyordu. Odak:Sevgi ilgililerinin ne yel değirmenleri var ne de onları anlatan bir Cervantes’leri…
Kendi kendilerine evcilik, toplumsallık oyunu oynuyorlar. Bu durum tartışılmaz bir gerçeklik…
Ama biz yine de kendi kendimize tartışabiliriz, kimseye zararı olmadıkça, ne sakıncası var? Sağ olsun, uluslararaı şirketler, bilmem kaç dolar verdin mi, veriyorlar sana bir kanal ya da kafes, orada öt dur, istedikleri an seni susturabildikleri sürece…
Yaz yazabildiğin denli, paran varsa bastırısın. Kimse bir şey demiyor. Kimseye dokunursan, yandın demektir… pılını pırtını topla ve terk et şu yalancı dünyayı…
Para diye bir şey var, para tartışılmaz bir erk… parayla oynuyor, dönüyor dünya… bizim paramız olmadığı ve olamayacığa göre, sözümüz ve edimlerimizin hiçbir anlam ve işlevi de yok…
Yok çok şükür… iyiki de paramız yok, pulumuz da yok… hatta süslenp püslenip kendimizi güzel göstereck makyaj malzemememiz bile yok… bunun için de adam ya da adem yerine konmuyoruz, çok şükür!...
Öyleyse, konuşabilir, yazabiliriz… konuştuğumuz, yazdığımız ve çizdiklerimizin, varsa bir etkisi, bu da kendimize… evet, tam da bizim istediğimiz bu… ikide bir bir araya gelemiyoruz dostlarımızla, anıdaşlarımızla… hal hatır soramıyoruz… dergi, web sitesi, kitap mitap araç oluyor, ne güzel!...
Durum böyle olunca, ilgili, bilgili, tininden özge birikimleri olmayan dost diye bilp bellediğimiz arkadaşlarımızla, yaşayan ve ölen ve dahi doğmak üzere olan, söyleşiye başlayabiliriz.

Sevgili arkadaşlarım,
Bu bir özetleme, Don Juan’ın nitelemesiyle. Gerçi Don Juan denilen Meksikalı Kızılderili savaşçı, bilge ya da büyücü, tüm nitelemelerin, yalnızca bir baston olduğunu söylese de… yani işi bitince, kırılıp atılması ya da yakılması gereken…
Evet, ne bu garip, biçare, miskin, elden ayaktan düşmüş daha doğrusu ayağa hiç kalkamamış Odak:Sevgi?
Bu arada, en başta, Mustafa Kemal’in kuruluşunu sağladığı 80 yaşındaki genç Türkiye Cumhuriyetine, bugüne değin Odak:Sevgi’ye yaşama şansı verdiği için müteşekkir olduğumuzu ifade etmemiz bir zorunluluktur. Bu devlet, bize aş, ekmek, barınak ücreti vermeseydi; ne yaşayabilir ne de ücretimizin neredeyse üçte birini bu “boş işlere” harcayabilirdik?

*   *   *   *   *   Kopya hakkı Odak:Sevgi ve yazarına aittir(2003-2016 Odak:Sevgi)   |   Site Teknik Sorumlusu Tülün Ulusoy   *   *   *   *   *