“O” mu ya da “Bu, Şu” mu?!...

En son burada 22 Ekim 17 tarihli, “İnsan olarak yoğum artık!...” başlıklı bir yazı, daha doğrusu bir “not” düşmüştüm. İşte o günden şimdiye bir iki şiirsel anlatım dışında hiç yazmadım.
Neden mi?
Nedeni medeni yok. “İçimden gelmedi, gelmiyor.” mu desem, “Zamanım yok.” mu desem, “Koşullar el vermiyor.” mu diye iç döksem, bilmem ki ne desem ya da hiçbir şey mi demesem ki!...

“Deme be usta, hiç ama hiçbir şey deme, içinden ne geliyor, nasıl geliyorsa, im parmakların hangi tuşlara basıyorsa bassın, boş ver tuşla gitsin. Seni dinleyen, izleyen nasıl olsa bir elin parmaklarını geçmez, onlar da zaten senin ne düşündüğünü, içinden nelerin geçtiğini, dilinden nelerin döküldüğünü ya da dökülebileceğini biliyor, duyumsuyor ya da tahmin edebiliyordur zaten!...”
Olsun be ya!
Eminim onlar yazıyı yazandan yani şu “Fakir”in elinden, dilinden, gönlünden sızan, dışa vuran üç beş sözcüğü duyunca, okuyunca, içten içe anlatılmaz bir “haz” duyacaklardır, içselinin en derininde bir şeylerin kıpırdadığını duyumsayacaklardır.
Yaz be “Hoca”m, yaz yaz!...
Lütfen ama!
Kırma kalemini, kırmadın da zaten hiç.
Yaz öyleyse, haydi haydi!... Ne duruyorsun öyle mahzun, kırgın!
HADİ BEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEE!
Tamam canım, tamam tamam, sırf senin hatırın için döküştürüvereyim birkaç söz-sözcük-tümce-tümcecik!
Evet, yarıyılı geçkin neredeyse bir başıma denilebilecek durumda kesinlikle doğa ile baş başa, iç içeyim. Hava, su, ışık, toprak yanında, bunlarla birlikte, iç içeyken yanı zaman ve koşullarda bitki, börtü böceklerle birlikte yaşıyorum. Bu durumu ta 1970’lerde İstanbul Kartal-Maltepe Askeri Tutukevinde “tutuklu” olduğum zamanda düşlemiştim. O zaman dedim ki kendi kendime; “Küçücük bir bahçe-tarlam olsa, bir de kulübemsi bir barınak ve ben de kendi kendime oracıkta yaşasam.” O zamanki düşüm Bergama’ya gelişimden az bir süre sonra gerçekleşti ve şimdi böylesi bir yer ve ortamda yaşıyorum doğaldır ki yanımda bir de “can-yaşam yoldaşım Tülüncük” de var…
Zorunlu, kaçınılmaz olan bilimsel-uygulayımbilimsel, zorunlu-yaşamsal gereksinmelerimizi gideren araç-gereç dışında başka bir şey olmadan yaşamımızı sürdürüyoruz. Güneş erkesi(enerji) var ancak o da güneşe bağımlı… dolayısıyla internet ortamında gereği denli olamıyorum.
İşte böyle cancağızlarım!...
En azından 2003 yılından beri, neredeyse her gün denilebilecek sıklıkta yazıp çizmelerim, atıp tutmalarım, içimden geçirdiklerim, dışıma döktüklerim, hemen her konuda dillendirdiklerim, hep adeta canlı yayında gibi internet ortamında ulaşılabilen, ulaşılabilecek durumda. Daha önce dillendirdiklerimi yinelemek hiç de benim gibi birine uygun değil… Dolayısıyla ne zaman, hangi durumda içimden ne geliyor, dilimden ne dökülüyorsa bunları kayda geçmek doğal-kaçınılmaz âdetim neredeyse…
Evet, yalnızca bunlar mı?
Değil doğaldır ki!
Bir de içimden, içselliğimden, içimin sonsuzca içinden geçirdiklerim, geçirdiğim “ŞEY-ŞEYLER-DURUM-DURUMLAR-ERKESEL DEVİNİM-ERKESEL DEVİNİMLER-DÜŞ-DÜŞÜNCE-EDİM-EYLEM-ETKİNLİKLER” var doğaldır ki!
Var olmasına var da nasıl var ya da yok değil mi?
Şöyle duruyorum duru, dupduru, her şeyden ama her şeyden arınık mutlak bir “BOŞLUK”ta bırakıveriyorum kendimi kendimsizliğimde.
Ne, nasıl, nerede, neden, ne zaman gelmiş-geliyorsa düşünmek edimime geçip gidiyor, uçup, uçuşup toz oluveriyorlar sonra.
Ve işte “O” karşımda, içimde, dışımda, tüm var-yok oluşumda.
“O” dediysem sakın yanlış anlaşılmasın bu o o değil şu, o da değil.
Bu “O” ne benim ne senin ne de bir başkasının hiç ama hiçbir yer ve zamandaki bildiği, inandığı, algılayıp kavradığını sandığı-savladığı değil bu o… “O” işte canım yaaaa!...
O yani “SONSUZCA YAŞAMIN SONSUZCA ERKESEL GÜÇ DEVİNİMİ”…
O bu işte. İyi de “O BU İŞTE” neyin nesi, kimin fesidir a be “psik. dan.”ım?
Bak işte bu soruyu en iyisi sen kendi kendine sor, yanıtını sen sen olmadan önceki durumunda irdele, yorumla.
Bak şimdi ne çıktı-çıkıyor karşına?
Görebiliyor musun? Algılayıp kavrayabiliyor musun?
“I ııııııııııııııııı!” değil mi?
O bu şu mu vb. vb. yok yok değil mi?
Erkesel güç devinimi de neymiş amaaaaan!...
Gerçekten neymiş o be canım?
Ya be “adam-âdem” yaşamında, senin varlığın yokluğunda olan-olmayan her şey, her devinim, her ortaya çıkış-yok oluş “O” işte
O ooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooo!...
Sıfıra sıfır elde var sıfır…
Aman sakın sıfır(O) deyip geçme.
Baksana ya!
Bir sayının ardına geçtiğinde, ne denli geçerse o denli o sayıyı sonsuzca çoğalttırıveriyor.
10, 100, 1000, 100000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000!...
Önüne geçtiğinde de sonsuzca küçültüveriyor değil mi?
00000000000000000000000000000000000000000…..1!............
Sen bu sayıyı ya da imi sayı, im olarak değil de yaşamdaki erkesel güç devinimi olarak algıla-kavra, bak sen o durumda ne çıkıverecek karşına.
Ha “Sen gördün mü, görüyor musun?” dersen, diyecek olursan, yanıtım;
İçsel gözümle bakıyorum. Ne gördüm, görüyorum diyebilirim ne de görmedim, görmüyorum diyebilirim, bakıyorum işte ya içimin içindeki sonsuzca içselliğimdeki o hiç ama hiç görünmeyen gözümle.
Bir görü gibi oluyorum, bir göremiyor gibi.
Söz, görürsem, kesinlikle en önce hiç beklemeden sana, size, bu “FAKİR”i izleyen-dinleyenlere hemen haber vereceğim…

 

Not: Burada bu vesile ile not etmekten vazgeçemeyeceğim bir şey de; birkaç tanıdığın merhabası dışında hemen hemen hiç ama hiç “kimse-çevre”nin en az düzeyde bile yazıyı yazanla bir merhabası, herhangi bir “alışveriş(!)”i hiç mi hiç yok. Yazıyı yazanın da kimseden herhangi özel-öznel bir beklenti-eklenti-istek-dilek vb. vb. yok.
Olan-olacak olan ancak sonsuzca yaşamın sonsuzca erkesel güç deviniminin belirleyiciliğinde ortaya çıkar ya da çıkarsa işte bu-o-şu durumda her şey yeni baştan-sanki yeniden yepyeniden var olmuş-oluyorcasına ele, dile alınabilir.
Yaşamın, dünyanın, evrenin, insanın, insanlığın, tüm toplumların günü, gündemi hiç ama hiç beklenmedik bir an ve durumda yepyeni “DURUM-OLAY-OLUŞ”larla değişiverir, belli mi olur?
Olmaz olmaz demeyim, olur olur bal gibi olur, olur da öteye bile geçer-geçebilir.
Aman o durumda “O”nunla karşılaştığınızda şaşırmayın!
Ha şöyle, tamam, dingin-durgun-berrak-şeffaf-ışıl ışıl akan su olun, bereket verin toprak, hava ve ışığa ve de doğaldır ki “insan” görüntüsündeki “CANLI-CANSIZ VARLIK”a
Haydi gününüz şen, sağlığınız yerinde ola!...

 

Bergama, 7 Aralık 17, 12.03-13.31

 

Mustafa ULUSOY

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.   

 


Not: M. Ulusoy'ca yazılan yazılardaki dil yapısı, bilinen Türkçe dilbilgisi kuralları bilinmediğinden değil kendine özgü yazım biçiminden(şiirsel anlatım) kaynaklanmaktadır. Okuyucuların, söz konusu farklılığı dikkate almaları önerilir. Türkçe'nin doğru konuşulması, yazılması yaşamsal önemdedir. Yazıyı yazan tam olarak "durum”un bilincindedir.

*   *   *   *   *   Kopya hakkı Odak:Sevgi ve yazarına aittir(2003-2016 Odak:Sevgi)   |   Site Teknik Sorumlusu Tülün Ulusoy   *   *   *   *   *