Fanatizmin psikodinamiği

ÖZET

Siyasette, toplumsal yaşamda, popüler kültürde sürekli olarak fanatizmden ve fanatizm tehlikesinden söz edilmektedir, ama bilim dünyasında bırakın fanatizm tehlikesine karşı ne yapılacağını,

kavramsal bir fikir birliği bile sağlanabilmiş değildir.

Bu yazıda fanatizm olgusu hakkında genel olarak kabul edilebilir tanımsal bir çerçeve belirlenmeye çalışılmaktadır.

Fanatizm, fundamentalizm(köktendincilik) ve radikalizme(köktencilik) çok yakın anlamları olan, tartışmalar olmakla birlikte, genellikle onları da içerdiği kabul edilen bir kavramdır.

Fanatizm; ‘aşırılık’, ‘dışlayıcılık’, ‘karşıtlık’ ve ‘dogmatizm’ şeklinde özetlenebilecek dört temel nitelik üzerine inşa olan bir olgular demeti olarak görülmektedir. Fanatizmin birçok boyutundan biri de psikolojiktir ve fanatizm tehlikesiyle baş edebilmek için fanatizmin psikolojisinin aydınlatılması gerekmektedir.

Sigmund Freud’un kurucusu olduğu psikanalizin davranışlarımızın nedenlerini çocukluğumuzdaki kökenlerde ve ruhsal aygıtımızdaki bilinçdışı çatışmalarda arayan mirasına ve ondan türeyen Ego Psikolojisi, Nesne İlişkileri Kuramı, Kendilik Psikolojisi, Bağlanma Kuramı gibi yaklaşımlara sahip çıkan bakış açısına psikodinamik yaklaşım denir. Bu yazıda fanatizmin bireysel ve toplumsal psikolojisini aydınlatabilmek için psikodinamik yaklaşımdan yararlanılarak bir bakış ortaya konulmaktadır. Psikodinamik açıdan fanatizmin, basit, sıradan değil, hastalıklı bir bağlanma biçimine dayalı olduğu; tüm insan-insan ve insan-nesne ilişkilerindeki hastalıklı bağlanma türleriyle ilgili olarak çok çeşitli görünümler içerdiği söylenebilir.

Fanatizmin bireysel psikodinamikleri incelendiğinde, ayrışma-bireyselleşme süreçlerinde sorun olduğunu, fanatiklerin ilkel savunma düzeneklerine başvurduklarını görülmektedir. Fanatizmin toplumsal psikolojisine psikodinamik yaklaşım açısından bakıldığında ise, büyük-grup gerilemesi, temel varsayım grupları gibi kavramlar oldukça işlevseldir. 

 

1 Doç.Dr., Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, I. Psikiyatri Kliniği, Ankara

2 Uzm.Dr., Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi, II. Psikiyatri Kliniği, Ankara

Yazışma adresi/Address for correspondence:

Doç.Dr. Erol GÖKA, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, I. Psikiyatri Kliniği D Blok, Sıhhiye/Ankara

E-mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

Anadolu Psikiyatri Derg 2009; 10:325-331

326 Fanatizmin psikodinamiği

  

 

Psychodynamics of fanatism 

ABSTRACT

Although, the danger of fanatism is continuously brought out as an issue in politics, social life and popular culture,

science could not reach a conceptional consensus about the danger of fanatism yet, let alone discussing how to

counter it. The purpose of this essay is to determine a generally acceptable definitional framework of fanatism

phenomenon. Although, there are some discussions, which have very similar meanings, about fanatism, fundamentalism and radicalism, it is generally accepted that fanatism covers these two concepts. Fanatism is a cluster of phenomenons, that is built on four basic properties, which can be summarized as ‘extremism’, ‘externalization’, ‘opposition’ and ‘dogmatism’. One of many aspects of fanatism concerns psychology and to fight against fanatism, its’ psychology should be understood. Psychodynamic Approach is used to define the methodology which claims the legacy of psychoanalysis founded by Sigmund Freud, which looks for the reasons of our behaviors in their childhood roots and in unconscious struggles that takes place in our mental apparatus, as well as approaches that derive from psychoanalysis, such as Ego Psychology, Object Relations Theory, Psychology of Self and Theory of Attachment. In this article, with an aim to enlighten the individual and social psychology of fanatism, our view utilizes psychodynamic approach. It can be said that fanatism is a pathologic type of attachment, which is simple but not ordinary, and it covers numerous prospects about pathologic types attachments, which can be seen in person-to-person and person-to-object relations. While looking into the individual psychodynamics of fanatism; it is seen that there is a difficulty in separation-individualization processes and fanatics are applying the primitive defense mechanisms. When the sociological psychology of fanatism is analyzed from the viewpoint of psychodynamic approach, terms such as large-group regression or basic assumption groups are very functional.

 

(Anatolian Journal of Psychiatry 2009; 10:325-331)

 

Key words: fanatism, psychodynamic approach, individual psychology, group psychotherapy

 

GİRİŞ

 

Fanatizm, fundamentalizm(köktendincilik) ve radikalizme(köktencilik) çok yakın anlamları olan, genellikle onları da içerdiği kabul edilen bir kavramdır:1 ‘Bir felsefi, siyasal, ideolojik görüşe veya bilimsel iddiaya karşı sorgu ve eleştirisiz tam teslimiyet; bir görüş veya tavrın şiddete bile başvuracak ölçüde savunuculuğunu yapmak; benimsenen bir görüş, düşünce veya tavrın tartışmaya açılmadan, bütün eleştirilerin dışında tutularak savunulması.

 

‘Ateşli taraftarlık, körü körüne bağlılık’2 şeklinde tanımlanan fanatizmin bilimsel bir çerçevesi çizilirken ‘aşırılık’, ‘dışlayıcılık’, ‘karşıtlık’ ve ‘doğmatizm’ şeklinde özetlenebilecek dört öğe3 üzerinde durulmaktadır. Fanatizm, bu dört temel nitelik üzerine inşa edilen, siyasal, dinsel, ideolojik ve popüler kültürle ilgili boyutları bulunan bir olgular demetidir.

 

Fanatizmin, bireysel ve toplumsal psikolojide kendisine bir yer bulmadan etkili olamayacağı gerçeği, bu olguyu anlamak için dikkatlerin psikolojik bilimlere çevrilmesine neden olmaktadır. Bu yazıda fanatizm adı verilen olgular demetinin bireysel ve toplumsal psikodinamikleri üzerinde duracağız. ‘Psikodinamik’ kavramını, psikanalizin davranışlarımızın nedenlerini çocukluğumuzdaki kökenlerde ve ruhsal aygıtımızdaki bilinçdışı çatışmalarda arayan mirasına ve ondan türeyen Ego Psikolojisi, Nesne İlişkileri Kuramı, Kendilik Psikolojisi, Bağlanma Kuramı gibi yaklaşımları içeren bakış açısı4,5  anlamında kullanacağız.

 

Fanatizmi tanımlayan olgular demetini, sözcüğün Latince6 ve Arapça7 karşılıklarından daha çok, aslında Türkçedeki ‘bağnazlık’8 sözcüğü çok iyi betimlemektedir. ‘Yobaz’ sözcüğü de ‘bağnaz’a çok yakın bir anlam öbeğine sahiptir.9 Bağnaz ve yobaz sözcükleri, ‘dar görüşlü, dar kafalı, örümcek kafalı, katı düşünceli, sığ düşünceli, sabit fikirli, ufuksuz’ gibi anlamlara gelmekte; ‘yobaz’ sözcüğünde dinsel inanca hastalıklı bağlılık vurgusu öne çıkmaktadır.

 

FANATİZMİN BİREYSEL PSİKODİNAMİKLERİ

 

Psikodinamik açıdan birçok türü olan fanatizm olgusunda en dikkat çekici özellik, bağlanmanın biçimidir. Fanatizmde neyin savunulduğu değil, nasıl savunulduğu belirleyicidir; basit bir taraftarlık değil, sıkı, aşırı bir bağlanma söz konusudur.

 

Fanatik bağlanmadaki aşırılık, diğerlerinin dışlanmasını, düşmanlaştırılmasını ve yerinden kıpırdatılamaz bir katılığı içerir. Bağlanmadaki bu özellikler, birçok durumun ‘fanatizm’ başlığı altında ele alınmasına neden olur.11

 

Fanatizmde bir düşüncenin, bir inancın, bir siyasal simgenin, bir spor kulübünün renklerinin bağlanma

nesnesi olabilmesi psikodinamik olarak kolayca açıklanabilir. Şimdiki bağlanma biçimlerimizin temelinde, erken çocukluk yıllarındaki bağlanma biçimleri bulunur.12 Erken çocukluk yıllarında bize birincil bakım veren insanı, tüm olarak algılayamayız, onu önce kendimizin uzantısı gibi görür daha sonra parçalarını ayırt etmeye başlarız. Bu arada dış dünyadaki nesneler, oyuncaklar, ev eşyaları, giysiler de iç dünyamızda yer edinir; bunlardan bazıları bizim için vazgeçilmez hale gelebilir.

 

Psikodinamik yaklaşımda ‘insan ilişkileri’ demek yerine ‘nesne (object) ilişkileri’ kavramının seçilme nedeni de budur. İnsanın iç dünyasında kişiler kadar, düşünceler, inançlar, grup sembolleri ve cansız

nesnelerin de yeri vardır; onlarla da aramızda insanlar gibi bağlar, bağlanmalar görülebilir.10

 

Hastalıklı bağlanma

 

Bugünkü bilgilerimize göre fanatizmin ayrı bir ruhsal rahatsızlık olduğunu söylememiz olası değildir ama psikodinamik açıdan basit, sıradan değil, hastalıklı bir bağlanma biçimine dayalı olduğu söylenebilir. Burada ‘hastalıklı’ nitelemesinin kullanılması, fanatizmin ruhsal bir rahatsızlık olduğunu değil, genel sağlıksız bir durumu anlatmak içindir.

 

Psikodinamik yaklaşım, öncelikle fanatizmdeki hastalıklı bağlanmanın bilinçli değil, bilinçdışı olduğu konusunda uyarıda bulunur; mantıklı tartışmalarla, bilinen ikna yöntemleriyle fanatiğin görüşleri değiştirilemez. Fanatiklerdeki, benliğinin(ego) bir bölümünü atarak bir grupla, kişiyle, ideolojiyle özdeşleşme, insanın kendisini savunma çabasıdır. Fanatikler, yaşam enerjilerini yalnız belli bir şeye aktararak hem belirsizliğin bunaltısından, hem de yaşam sorumluluklarından kurtulmuş olur. Fanatikçe bağlanılan kişiler, gruplar ve ideolojiler, kendisine bağlanan bireylerden, kendilerini tamamen gruba adamalarını ve farklı düşünceleri olanlara karşı şüpheci olmalarını ister.13 Bağlanılandan gelen bu adanmışlık isteğinin şiddeti ölçüsünde bağlanmadaki hastalıklı görünme oranı artar.

 

Ayrışma-bireyselleşme

 

Psikodinamik açıdan bilinçdışı bir biçimde fanatikçe bağlanma yolunun seçilmesinde insan yaşamının ilk yıllarındaki ayrışma-bireyselleşme süreçleri rol oynar. Bebeğin kendisini anne ile bir bütün olarak algılamasının ardından yavaşça ortaya çıkan, farklılığını hissetmeye başlaması, ayrı bir varlık olduğuna ilişkin başlangıç bilgileri, daha sonradan tutarlı ve sağlam bir kişilik geliştirmesinin temelidir. Bu süreç, bireyin kişilik gelişiminin sağlam olması açısından büyük önem taşır. Yeterince iyi anne-bebek ilişkisinde bu ayrışmanın ve bireyselleşmenin sağlanabileceği temel güven ortamı vardır. Bazen çeşitli nedenlerle temel güven ortamı sağlanamaz. Bu nedenlerin başında annenin çocuğa yeterince iyi annelik yapamaması gelir. Annenin bebeğin tümgüçlülüğünü (omnipotens) örseleyici bir şekilde yok ettiği ve kendisinden ayrılmasına izin vermeyen şekilde davrandığı durumlarda, bebek ayrışma sürecini normal seyrinde yaşayamaz. Bu bebekler erişkinliklerinde, kendi sınırlarını tam olarak bilemeyen bir benlikle yaşamlarını sürdürür.14,15 Kendisine ait duygusal bir alan üretemez, öznelleşemez, kendini var etmek için hep başkasına bağımlı kalır. Kendi varlığını ya hep bir ötekine ‘göre’ ya da ötekine ‘rağmen’ kurar. Ötekileri, kendi başlarına farklı bireyler olarak görmek yerine, ya kendini mutlu eden bağımlı tarzda ilişkileri olduğu ‘iyiler’, ya da kendini mutluluktan mahrum eden düşmanlar ya da ‘kötüler’ olarak görür. Ötekilerle ya sevgi, ya da nefret ilişkisi geliştirir. Onların iç

dünyalarında ‘bölme’(splitting), ‘idealleştirme’(idealization), ‘değerden düşürme’ (devaluation) savunma düzenekleri sürekli yürürlüktedir. Ayrışma ve bireyselleşmeyi başaramamış olanlar için güçlü bağlanmalar ve aidiyet duyguları yaşamsal önemdedir. Fanatik özellikleri olan gruplar içinde bireyselliklerini yitirerek dünyayla daha iyi baş ettiklerini sanırlar. Bağımlılık ve bir başkasıyla bütünleşme gereksinimlerini bir liderle, ya da grubun fanatik ideolojisiyle birleşerek giderir.

 

Fanatik gruplarda ideolojinin kesinliği ve mutlaklığı, grubun kendisi ile dış dünya arasına sınırlar kurmasına yardımcı olur. Bireyselleşememiş kişi, ancak bağımlı tarzda ilişkinin içinde var olabilir. Fanatik gruplarda bağımlılık ilişkisi zaten grup için bir normdur. Fanatik grupların tam bağlılık beklentisi, kesin ve mutlak kuralları, bireyselleşememiş kimsenin hem kendi ilkel içsel bunaltısını hissetmesini engeller, hem de yaşamın içindeki doğal belirsizlikten duyduğu temel varoluş kaygısını yok eder. İlke ve normlara bağlı olmak, bu gruplarda yer alan bireyselleşememiş insanların içsel yalıtılmışlık duygularını ortadan kaldırarak, onlara görece bir ferahlık duygusu verir. Bireyselleşememiş kişiler, böyle gruplarda annesiyle kendisini bütün hissettiği bebeksi tümgüçlülüğü yeniden yaşar.10

 

Elbette fanatiklerin tamamı, aynı şekilde ayrışma-bireyselleşme sorunları yaşarlar veya ayrışma-bireyleşme sorunları yaşan herkes fanatiktir demek istemiyoruz. Biz yalnızca fanatizmin bireysel psikolojisini anlamamızda işlevsel olabilecek psikodinamik yaklaşımı ve onun kavramlarını sunmaya çalışıyoruz. Fanatizmin olası bireysel psikodinamiklerinin, kişilik bozukluklarının gelişimini açıklarken kullanılmaları dikkat çekicidir.16 Fanatizme eğilim gösteren kişilerde başta sınırda, narsistik, bağımlı, antisosyal ve paranoid kişilikler olmak üzere sağlıksız kişilik profilleri göstermelerinin bulunması şaşırtıcı olmayacaktır.

Nesne İlişkileri Kuramının kurucusu Kernberg, dinsel fundamentalizmin özelliklerini narsistik ve paranoid kişilik psikodinamikleri ile açıklamaktadır.17

 

Her şeye karşın, fanatizm-kişilik ilişkilerini açıklamak için daha ayrıntılı araştırmalara gerek vardır.

 

Volkan,18 fundamentalist gruplar için normalden farklılaştıklarının bir işareti olarak cinsiyet rollerinde özellikle kadınların ve çocukların değersizleştirilmesi yönünde değişimlerden söz eder.

 

Bize göre bu özellikler, anneden ayrışamamakla ilgilidir ve başta dinsel ve ideolojik olanları olmak üzere tüm fanatik gruplar için geçerlidir. Fanatik gruplar oyun, dans, sanat, mizah gibi insani yaşantılara genellikle yasaklar koyar. Çünkü bunlar farklı bakış açılarına izin veren önceden tahmin edilemezlik ve belirsizlik yaratan, bireyselleşememiş kimselerin bakmaya tahammül edemeyecekleri pencerelerdir.10,13

 

İlkel savunma düzenekleri

 

Fanatikler, yukarıda sözünü ettiklerimizin dışında, ‘yansıtma’(projection) ve ‘yansıtmalı özdeşim’(projective identification) gibi ilkel savunma düzeneklerine başvurur. Bunlar, bebekliğin ilk zamanlarında ortaya çıkar, ‘ilkel’ diye nitelenmelerinin nedeni odur. Yaşamın başlangıcında güçlük ve çaresizlik içinde olan ve tamamen bağımlı yaşayan bebeğin, zamanla ayrışma ve bireyleşme süreci içinde yol aldıkça ilkel savunma düzeneklerini olgun düzeneklerle değiştirmesi ve etkinliklerini azaltması beklenir.

 

Klein’a göre,19 bebek yaşamının ilk altı ayında ‘paranoid-şizoid konum’dadır ve ilkel savunma düzenekleri bu konumla ilişkilidir. Paranoidşizoid konumda yaşadığı bunaltı o kadar büyüktür ki, onunla baş etmek, kararsızlık, belirsizlik ve ikilemler karşısında dağılmamak için bebek, yaşantılarını, algılamalarını ‘iyi’ ve ‘kötü’ diye sürekli böler, birbirinden keskin çizgilerle ayırır; iyileri idealleştirir, kötüleri ise değersizleştirir. Dış dünyada düşmanlar belirler ve bebek ruh haliyle onlarla sonuna kadar savaşmaya çalışır. Bu, kendiliğinin istemediği parçalarını dışarıya yansıtmasına yol açar. Anne, onunla ilgilendiğinde, doyuncaya kadar emzirdiğinde çok iyidir, yok eğer kendi işlerine dalmışsa veya memesinde süt kalmamışsa çok kötüdür. Bebeğin bu türden idealleştirme ve düşmanlaştırmalarında ussallığın hiçbir payı yoktur.

 

Fanatiklerin başvurduğu ilkel savunma düzenekleri arasında, ilişki içinde ne alıp verdiğimizin ve bu alışverişi nasıl yaptığımızın erken çocukluktaki dinamiklerini kapsayan ‘yansıtmalı özdeşim’ özellikle önemlidir.20 Bebek, paranoid-şizoid konumun bunaltısıyla yaşamda kalma kaygısıyla baş etmeye çalışırken, saldırganlık duygularını ve fantezilerini harekete geçirir; bunları annesinin bedenine yöneltir. Yöneltmekle kalmaz, bu olumsuz duyguların aslında kendisine ait olmadığını, annesinden kaynaklandığını da yaşantıya sokar. En küçük bir bakım eksikliği ortaya çıktığında, annenin vicdan azabı çekmesi için, onu kötülüğün kaynağı olduğu duygusuna alıştırır.

 

Bebeğin yansıtmalı özdeşim aracılığıyla anneyi denetim altında tutma çabaları, yaşamımız boyunca ilişkilerimizde kendisini göstermeyi sürdürdüğünden, çağdaş psikodinamik analizlerde insan ilişkiselliğinin temeli olarak kabul edilir.

 

Fanatizmde hem bağlananın, hem de bağlanılanın böyle bir ilişkiyi sürdürebilmesi için yansıtmalı özdeşim düzeneği sürekli gündemdedir.

 

11 Eylül 2001 saldırılarından hemen sonra yapılan toplantıda konuşan Kernberg,17 fanatizmi anlayabilmek için yeni bir kuramsal çatı gerektiğini söyler. Ona göre, fanatiklerin şiddet içeren davranışları da bu anlattığımız ilkel savunma düzenekleriyle bağlantılıdır. Kernberg’in bir diğer vurgusu da, insan yaşamının erken zamanlarında uğranılan travmalar ve onlara bağlı ortaya çıkan kişilik bozukluklarıyla, yaşanan travmanın şiddeti üzerinedir. İç dünyadaki olumsuzlukları, savunma düzenekleriyle, icat edilen düşmanlar üzerine aktarma girişimleri, kısa vadede kendi kimliğine ait kötü

parçalardan kurtulmayı sağlasa da, uzun vadede tehdit algılarını artırdığından döngüsel halde saldırganlığı besler.21

 

Geçiş nesnesi

 

‘Geçiş nesnesi’(transitional object)22 çocuğun uykuya dalarken ya da rahatlamak için yanında olmasına gereksinim duyduğu, sadece kendisine ait olan yastık, oyuncak, battaniye gibi bir nesnedir; ses, koku, görüntü ya da zihinsel bir imge de olabilir. Geçiş nesnesi, bebeğin içindeki ilksel yaratıcı taraflar ile dış dünya arasındaki alanda oluşur. Çocuğun kendisi ile kendisi olmayanı, ötekini ayırt etmeye ve anneden ayrılmaya başladığı dönemde ortaya çıkar. Bu nesne, çocuk için, kendisinden ayırt edebildiği ilk ‘benolmayan nesne’dir, ancak tam olarak dışsal gerçekliğe de ait değildir.

 

Volkan,18,23 geçiş nesnesinin çocuk için işlevini deniz feneri analojisini kullanarak dile getirir. Bir tarafı ışık geçiren ve saydam, bir tarafı ise ışık geçirmez olan fener çocuk ile dış gerçeklik arasında yer alır. Çocuk, rahat ve huzurlu iken saydam tarafı dış dünyaya çevirir ve aydınlanan dış dünyadan gelen bilgiyi bu saydam taraf aracılığıyla içine alır. Dışsal gerçekliğin kendisinden ayrı ve farklı olduğunu algılamaya başlar. Ancak çocuk rahatsız ve huzursuzken, bu kez de ışık geçirmez olan tarafı çevirir ve düş kırıklığına yol açan dış dünyaya kendini kapatır. Bu şekilde dışsal gerçekliği belli oranda denetim altına alarak huzur bulmaya çalışır. Gelişimi boyunca çocuk, bu feneri sayısız kez çevirerek bir yandan gerçekliği tanırken, bir yandan da gereksinim duyduğu tümgüçlü, narsistik doyuma ulaşabilmektedir.10

 

Geçiş nesnesinin sağladığı ara alanların, erişkin yaşamda aidiyet duygularının ortaya çıkmasında,

büyük grup kimliklerine bağlanmalarında, kimlik oluşumunda ve hobilerde, sanatsal yaratıcılıkta

işlevleri vardır. Ancak erken çocukluk döneminde sorunlar yaşamış kişilerde geçiş nesnesinin geriletici (regressive) görünümleri vardır. Bu durumlarda bireyler, istemedikleri ve kötü olarak algıladıkları dış gerçekliği, tümgüçlü tarzda sürekli olarak ortadan kaldırmaya çalışmakta, bunun için de sürekli fenerin ışık geçirmez tarafını kullanmaktadır. Fenerin ışık geçirmez tarafıyla algılama, fanatik kimselerin önyargılarını ve dogmatik düşünce yapılarını, ussal olmayan büyüsel inançlara sıkıca sarılmalarını büyük ölçüde açıklayabilir.23

 

TOPLULUK PSİKOLOJİSİNDE FANATİZM

 

İnsan, aynı zamanda bir grup-varlıktır; yaşamını topluluk yaşantısı içinde sürdürür, kimliğini bir topluluğa aidiyet halinde oluşturur. Kimliğin bireysel boyutunun yanı sıra, bir de toplumsal boyutu vardır. Psikodinamik yaklaşım da insanın toplumsal varlığına kayıtsız kalmamış, topluluklardaki psikolojik işleyiş ve grup psikoterapisi hakkında kuramlar geliştirmiştir.24,25

 

Toplumsal kimlik, bir grubu oluşturan bireylerin büyüme ve sosyalleşme süreci içindeyken içselleştirerek sahip oldukları kültürel-tarihsel-siyasal kodlardan oluşur. ‘Kolektif kimlik’ adı verilen

etnik, dinsel ve ulusal kimlikler, toplumsal kimliğin içinde yer alır.26 Toplumsal kimlik kodları, bireyleri birbirini hiç görmemiş ve görmeyecek olsalar da, aralarında bir bağ oluşturarak bir arada tutar; ‘biz’lik duygusunun kaynağını oluşturur.

 

Toplumsal kimliğin oluşturduğu, içeriyi ve dışarıyı belirleyen bu psikolojik sınır, bireylerin ilkel varoluş kaygılarına karşı koruyucu bir kalkandır. Dışarıdan gelecek tehdide karşı grubu bir arada tutarak yaşamda kalma mücadelesinde önemli rol oynar.23

 

Toplumsal kimliğimiz, bireysel kimlik ile iç içe geçmiş olması nedeniyle belirgin bir tehdit yoksa, varlığından pek haberdar olmadığımız bir parçamızdır. Ama her zaman davranışlarımızın bir bölümünü, toplumsal kimliğimizden kaynaklanan parçası olduğumuz grupla paylaştığımız ortak davranışlar(grup davranışı) oluşturur.27,28

 

Bir toplumun grup davranışında yer alan fanatizme potansiyel olarak yatkın öğeler, bu topluluğun fanatizme düşeceği özel koşullar oluştuğunda fanatizmin şeklini ve yoğunluğunu belirleyici bir psikodinamik etkide bulunurlar.10

 

Büyük-grup gerilemesi

 

Savaş dönemleri, açlık, doğal afetler, acılarla dolu toplu göçler, soykırım, sürgün gibi insan eliyle yapılan travmalar, toplumsal kimliğin bireysel kimliğin önüne geçmesine yol açar ve bireylerin toplumları adına büyük fedakârlıklar yapabilmelerini sağlar. Böyle zamanlarda yaşanan acılarla baş edebilmek için toplumsal psikolojide fanatizmin temelleri atılır.

 

Büyük gruplar zor durumlarda tıpkı bireyler gibi, bir gerileme(regression) yaşar; bireysel savunma

düzeneklerine benzer tepkiler verir. Grup, gerileme içine girdiğinde yapıcı dinamiklerin yerine yıkıcı olanlar ön plana geçmeye başlar.24 Gerileme içindeki gruplar belli bir süre için daha önceden çok iyi bildikleri güvenli bir limana sığınma gereksinimi içindedir. Ancak gerileme katıysa ve bir süre sonra yok olmuyorsa, fanatizm benzeri tepkiler ortaya çıkar.

 

Volkan’a göre, ‘büyük grup gerilemesi’23,29 yaşayan toplumlarda grup üyeleri bireyselliklerini yitirir. Grup üyeliği ve grup kimliği, bireysel kimlik değerlerinden daha önemli hale gelir. Bireysel fikirler ve farklılıklar aşınırken, grup kimliğine ait genellemeler ve önyargılar daha önemli ve yaygın bir konuma ulaşır. Grup, gözü kapalı bir biçimde liderin çevresinde toplanır. Lidere olması gerekenden, bir insanın yapabileceğinden daha üstün nitelikler yüklenir ve onun kararlarına sorgulamadan boyun eğilir. Büyük gruplar gerileme yaşarken kolayca yönlendirilebilir.

 

Grup içinde keskin bölmeler, iyi-kötü, siyahbeyaz ayrımları görülür. Bu keskinlik, grubun kutuplaşmasına ve uçlarda kalanların kötü olarak damgalanmasına neden olur. Grup içindeki farklı görüşler hemen ‘hain’ olarak damgalanır ve bu damga kolayca değiştirilemez. Grup, kendi içindeki hainleri bulmakla fazlaca meşgul hale gelir. Aynı keskin bölme, grubun dışı için de geçerlidir. Grup, dışarıdaki grupları kolayca düşman olarak damgalar. Kendi kimliği ile düşman grup kimliği arasında keskin ayrımlar yapılır. İki tarafın birbirine benzer olduğu yanlar göz ardı edilirken, farklılıklar abartılır. Küçük farklılıklara odaklanma temel uğraşılardan biri haline gelebilir.

 

Liderle grup arasındaki bağımlılık artar ve liderin gücü sorgulanmaz duruma gelir. Topluluk, ahlaksal

değerler açısından daha mutlakçı, cezalandırıcı bir moda geçer. Kurallar katılaşır. İnanç dizgesinin dışında kalan değerlere sahip ötekiler, tümgüçlü bir tarzda düzeltilmeye, doğru yola getirilmeye çalışılır. Başarılamazsa, sert şekilde cezalandırılır. Gerileme yaşayan gruplarda estetik kavramsallaştırma zayıflar, güzelin çirkinden ayrıştırılması zorlaşır. Estetikte olduğu kadar etik ve yaratıcılıkta da bir ilkelleşme yaşanır.

 

Temel varsayım grupları

 

Gerek Bion’un, gerekse başka grup terapisi kuramcılarının küçük grupların davranışlarıyla ilgili söylediklerinin toplumsal yaşamdaki büyük gruplar için de önemli ölçüde geçerli olduğu fark edilmiş, psikanalistler30 fikirler geliştirmiş, psikodinamik yaklaşımın topluluk psikolojisine bakışına katkıda bulunmuştur.

 

Bion’a göre, insanlar grup halinde bulunduklarında, bireysel davranışlarından oldukça farklı bir ‘grup davranışı’ sergilerler ve iki tür zihinsel işleyişe sahiptir. Bunlardan birincisi, ‘çalışma grupları’dır ki, grup kendisini yaptığı işe verdiğinde, zihni üretken bir amaca yöneldiğinde ‘çalışma grubu’ özellikleri sergiler. Tüm gruplar, topluluklar, hep çalışma grubu olarak kalmak ister. Çocuk yetiştirme pratikleri ve okul eğitimi sırasında insanlar buna doğru yönlendirilmeye çalışılır. Toplumu bir arada tutmaya çalışan

ahlak, devlet gibi maddi ve manevi tüm yapıların amacı budur. Nasıl insanın yaşamı boyunca, her

zaman sadece ussal davranması olası değilse, arada bir aklın ilkelerinin işlemediği bilinçdışı süreçler sürekli gündeme geliyorsa, topluluklar da kimi zaman çalışma grubu özelliklerini bırakır, diğer grup davranışına, öteki zihinsel işleyişe doğru savrulur. Bu diğer grup davranışına, bilinçdışı süreçlerin baskın olduğu zihinsel işleyişe Bion ‘temel varsayım grupları’ adını verir.27,31

 

Aslında bir toplulukta, uzun süreli olarak ne ‘çalışma grubu’, ne de ‘temel varsayım grubu’ vardır; bu kavramlar grup yaşantısındaki psikodinamiklerin ifade edilebilmesi için Bion tarafından öne sürülmüş betimlemelerdir. ‘Çalışma grubu’, Freud’un kuramındaki ussal ve olgun insanın bilinçli benliğine benzer. Nasıl benliği olan her birey, sürekli olarak ussal davranamaz ve altta yatan bilinçdışının ve kaotik dürtülerin bulunduğu, ruhsal aygıtın ‘altbenlik’ denilen, en dibinde bulunan karanlık bölmenin baskılarını hissederse, insan grupları da sürekli olarak ‘çalışma grubu’ niteliği gösteremez, her an için

alttan alta işleyen ‘temel varsayım grubu’ niteliklerine bürünebilir. ‘Çalışma grubu’, tıpkı ego gibi gerçekliğe; ‘temel varsayım grubu’ ise, tıpkı ‘altbenlik’ gibi hayal dünyasına dönüktür. ‘Temel varsayım grubu’, lideri sürekli olarak çalışmadan kaytarmaya doğru ayartmaya çalışır. ‘Çalışma grubu’ zekice planlar yapan ciddi bir anne-babaya, ‘temel varsayım grubu’ ise, arzularını doyurma peşinde koşan, eğlence arayan veya ürkmüş bir çocuğa benzer. ‘Temel varsayım grubu’ için hiçbir çabaya gerek yoktur, ama ‘çalışma grubu’ olabilmek için yoğunlaşma, yaratıcı güçlerin organizasyonu ve beceri gereklidir.10.27.31

 

Toplumsal kriz zamanlarında gerileme gösteren ve fanatizme yatkın hale gelen büyük gruplar, Bion’un tanımladığı temel varsayımlara göre hareket eder. Kernberg’in belirttiği gibi,17 Volkan’ın ‘büyük grup gerilemesi’ için yaptığı tanımlamalar, Bion’un ‘temel varsayım grupları’ için yaptığı psikodinamik analizlerle tümüyle örtüşür.

 

İki kuramcı da sağlıklı işleyişini yitirmiş, kaosa girmiş ve fanatizme yatkın hale gelmiş bir topluluktaki aynı olguya farklı pencerelerden bakar.

 

Seçilmiş travma ve zaman çökmesi

 

Volkan, çalışmalarında toplumların bugün verdikleri tepkilerde geçmişte yaşanmış, ama yası tutulmamış acıların önemi üzerinde de durmaktadır.

 

Fanatizm açısından geçmişte yaşanmış, ama yası tutulmamış acıların önemi reddedilemez. Bu tür acılar da toplumsal kimliğin öne çıkması, fanatik tepkilerin gösterilmesi için önemli bir ateşleyici olabilir. Zaman zaman büyük gruplarda tarihte yaşanmış acı olaylar, sanki olay bugün yaşanmış gibi büyük ve derin duygulara yol açabilmektedir. Geçmişle şimdi arasındaki uzun zaman dilimi toplumsal psikolojide

bir anda ortadan kalkar, geçmiş, şimdi haline gelir. Bu duruma Volkan,32 ‘zaman çökmesi’ adını vermiştir. Zaman çökmesi olduğunda, olay sanki dün yaşanmış, zaman geçmişten gelip ‘şimdi’nin üzerine çökmüş gibi, toplum içinde çok canlı duyguların yaşanmasına neden olur. Bundan sonra gruptaki bireylerin toplumsal kimlikleri daha da canlanır, grubu simgeleyen semboller ve lidere bağlılık önem kazanır. Grup, güncel olayları geçmişin gölgesinde algılar. Dolayısıyla gerçeği olduğu gibi görebilme yeterliliğini kaybeder.

 

Volkan’ın topluluk psikolojisine psikodinamik açıdan bakılmasında çok önemli katkılar getiren ve olanaklar sağlayan kavramların birbiriyle ilişkisi kendisi tarafından ayrıntılı biçimde ele alınmamıştır.

Bize göre, ‘seçilmiş travma’ ve ‘zaman çökmesi’, ‘büyük grup gerilemesi’ için zemin hazırlar, ama koşul değildir. Her toplum yaşadığı zorluklar karşısında ruhsal bakımdan gerileme gösterdiği dönemlerde fanatizme düşebilir.

 

SONUÇ

 

Fanatizm, çok boyutlu bir olgular demeti olduğundan, birçok bilim dalı konuyla ilgilenmektedir. Fanatizmi ilk inceleyen, onu aşırı milliyetçilikten kaynaklanan aklın metafizik sapması olarak gören ve ona karşı mücadele edebilmek için yurtseverliği ve kozmopolitizmi öneren, felsefeci Kant’tır.33 Onu başkaları da izlemiş fanatizm ve aşırı milliyetçilik akrabalığı hakkındaki düşünceler, siyaset biliminde ve sosyolojide sık sık karşımıza çıkmıştır. Çağdaş demokratik normlara uymayan siyasal rejimlere, düşüncelere, inanışlara, liderlere, davranışlara ‘fanatik’ denmiştir.4

 

İnsanların ve toplumların neden ve hangi durumlarda fanatizme yöneldikleriyle ilgili birçok görüş ileri sürülmüş, kuram geliştirilmiştir. Psikolojik yaklaşımlar tam bu noktada devreye girmiştir. Biz öncelikle kavramın tanım alanına bir açıklık kazandırmaya, sonra da psikodinamik yaklaşım açısından her türlü fanatizmin ortak noktası olan ‘hastalıklı bağlanma’dan hareket ederek gerek bireysel, gerekse toplumsal psikolojide nasıl ortaya çıktığı ve ne gibi görünümler sergilediği üzerinde durduk. Konuyu psikodinamik açıdan ele alanlar, her zaman onun çok boyutlu niteliğini vurgulamış, onun modern zamanların olgusu olduğunu belirtmiştir.13,34 Modernlik, aydınlanmaya, eleştirel düşünceye ve değişime dayanır; geleneksel toplumdaki ilkelerin mutlaklığına ilişkin akıl yürütmelerin modern zamanlarda yeri

yoktur. Ayrışma ve bireyselleşmeyi başaramayan bazı insanlar gibi, hızlı gelişen teknoloji ve hızla değişen yaşam tarzlarına ayak uydurmakta zorlanan toplumlar, gerileyerek fanatizme sapar.

 

Fanatizmin dört öğesini3 temel alarak, bu konularda yapılan psikodinamik değerlendirmeleri ele aldık. Fanatizm gösteren bireysel ve toplumsal psikolojilerde bir ‘gerileme’ yaşandığını; bireylerin ve toplumların, baş edemeyecekleri güçlüklerle karşılaştıklarında gelişimin erken evrelerinde görülecek türden baş etme yollarına, savunma düzeneklerine başvurduklarını göstermeye çalıştık.

 

KAYNAKLAR

1. Beyazyüz M, Göral Alkan S, Göka E. Fundamentalizmin

psikolojisi. Avrasya Dosyası 2007;

13:355-384.

2. Demir Ö, Acar M. Sosyal Bilimler Sözlüğü. Ankara,

Adres Yayınları, 2006.

3. Emiroğlu K, Aydın S. Antropoloji Sözlüğü. Ankara,

Bilim ve Sanat Yayınları, 2003

4. Çağla C. Fanatizm ve sivil toplum üzerine sorular.

Cogito 2007; 53:15-26.

5. Gabbard G. Psychodynamic Psychiatry in Clinical

Practice. Washington, AP, 1990.

6. Wallace ER. Dynamic Psychiatry in Theory and

Practice. Philadelphia, Lea and Febiger, 1983.

7. Poyraz H. Fanatizm, bağlanma ve ahlak. Cogito

2007; 53:27-36.

8. Tietze A. Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi

Lügati. İstanbul, Simurg Yayınları, 2002.

9. İnam A. Bağnazlığa bir bakış. Cogito 2007;

53:135-145.

10. Göka E. Türklerde Liderlik ve Fanatizm. İstanbul,

Timaş Yayınları, 2008.

11. Göka S, Göka E. Kadınlar, Erkekler, Aşıklar.

İstanbul, Timaş Yayınları, 2008.

12. Fonagy P, Target M. Psychoanalytic Theories:

Perspectives From Developmental Psychology.

London, Whurr, 2003.

13. Summers F. Fundamentalism, psychoanalysis

and psychoanalytic theories. Psychoanal Rev

2006; 93:329-352.

14. Mahler M, Pine F, Bergman A. The Psychological

Birth of the Human Infant: Symbiosis and Individuation.

New York, Basic Books, 1975.

15. Winnicott DW. The Maturational Process and the

Facilitating Environment. New York, International

Universities Press, 1965.

16. Masterson J F. Kişilik Bozuklukları. BT Bozkurt,

TV Soylu (Çev.), İstanbul, Litera Yayıncılık, 2008.

17. Kernberg O. Psychology of religious fundamentalist

ideologies. New York Academy of Medicine.

http://www.theapm.org/cont/Kernbergtext.html.

18. Volkan V. Some observations on religious fundamentalism

and the Taliban. Mind and Human

Interaction 2001; 12: 3:1-8.

19. Klein M. Notes on some schizoid mechanisms. Int

J Psychoanal 1946; 27:99-110.

20. Göka E, Yüksel FV, Göral S. İnsan ilişkilerinde

yansıtmalı özdeşim. Turk Psikiyatri Derg 2006;

17: 46-54.

21. Young R. Psychoanalysis, terrorism and fundamentalism.

Psychodynamic Practice 2003; 9:307-

324.

22. Winnicott DW. Playing and Reality: Transitional

Objects and Transitional Phenomena. New York,

Basic Books, 1971.

23. Volkan VD. Körü Körüne İnanç: Kriz Dönemlerinde

Geniş Gruplar ve Liderleri. O Karaçam

(Çev.), İstanbul, Okuyanus Yayınları, 2005.

24. Göka E. İnsan Kısım Kısım: Topluluklar, Zihniyetler,

Kimlikler. Ankara, Aşina Kitaplar, 2006.

25. Habip B. (Ed.) Bensizbiz: Topluluk Zihniyetinin

Psikanalizi. Y Aksu, N Ökten, A Tümertekin

(Çev.), İstanbul, İthaki Yayınları, 2002.

26. Bilgin N. Kimlik İnşası. Ankara, Aşina Kitaplar,

2007.

27. Bion WR. Experiences in Groups. London,

Tavistock, 1961.

28. Göka E. Türk Grup Davranışı. Ankara, Aşina

Kitaplar, 2006.

29. Volkan VD. Religious fundamentalism, violence

and its consequences: A psychoanalytic Review.

Oral presentation, New York Academy of

Medicine, (30 October 2001, New York).

http://www.theapm.org/cont/Volkantext.html.

30. Turquet P. Dwell in Possibility: Selected Writings

of Pierre Turquet. WG Lawrence (Ed.), London,

Process Press Lmt., 1997.

31. Young RM. Bion and experiences in groups.

2008. http://www.humannature.

com/rmyoung/papers/pap148h.html   

32. Volkan VD. Blood Lines: From Ethnic Pride to

Ethnic Cleansing. Colorado, Westview Press,

1997.

33. Ökten KH. Taassuba karşı Kant’ın “ebedi barış”

ilacı. Cogito 2007;53:166-172.

34. Springett J. Religious fundamentalism and primitive

projective processes. Int J Psychoanal

Psychother 2003;17:325-341.

 

Erol GÖKA,1 Sema GÖKA2

*   *   *   *   *   Kopya hakkı Odak:Sevgi ve yazarına aittir(2003-2016 Odak:Sevgi)   |   Site Teknik Sorumlusu Tülün Ulusoy   *   *   *   *   *