| |
|
AÇIKLAMA |
|
Zorunlu olarak kişisel sorumluluk üstlenmemize karşın; Odak:Sevgi devinimi en az düzeyde bile kişisel değildir. Odak:Sevgi; sekiz yıldır onlarca, yüzlerce öğrenci, öğretmen, şair, yazar ve düşünen insanların ortaklaşa bir ürünüdür. Yaşanılan gerçekliğe, sevgi ve barışa odaklı herkesi kendi içinde sayar. İstekli, gönüllü, sorumluluk bilinciyle gerçekleşen katılımdan güç alır. Gerçekliğin gücü, gerçekliği kavrayanların birliktelik ve dayanışmasıyla yaşamı dönüştürür.
Sevgilerimizle... |
|
|
|
|
Yazar Güler BAYDAR
|
|
Salı, 19 Ağustos 2008 |
|
Şiir ya da düz yazı her ne olursa, içinde bulunduğun anı yaşadığın durumu yazıya aktarmak bu da bir yazgı mı acaba? Yaşadıklarımızın ortaklığı, duyumsayışların haykırışı, içimizdeki çığlığın benzerliği, bütün bunlar değil mi bizi bir araya getiren. Yazmak; içinden geldiği gibi diğer bir deyimle içten dışa vuruş, evet, bir aşktır yazmak, dalındaki gelincik gibidir, üzerine damlayan çiğ taneleriyle hayata merhaba deyiştir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Mustafa Ulusoy
|
|
Salı, 19 Ağustos 2008 |
Darboğaz, 19 Ağustos 08, 10.06 |
Sıcak mı bizi Biz mi sıcağı bunaltıyoruz Bir “bunalım”dır gidiyor Bir “göktaşı”nın dünyaya çarpma olasılığı varmış Çarparsa İngiltere büyüklüğünde bir ülke yok olabilirmiş Belki de o “taş” dev teleskopların görüş alanına da girmiştir Yoksa nereden uydurulacaktı… “boğucu bir ortam” Hangi açıdan bakarsan bak Gittikçe daralıyormuş yollar duyumsaması içindeyiz Ve nefes nefeseyiz Bu bir kesin sonlanışın canlı öyküsü İnsanlığın bilinen-bilinmeyen evriminin |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Emete GÖZÜGÜZELLİ CİVAN/Kuzey Kıbrıs
|
|
Salı, 19 Ağustos 2008 |
|

(I)- Lanetlenmek kelimesini daha çok biz Türkler filimlerde duyarız. Zira kendi lügatımızda bu konuda yorum getirmek veya birini normal hayatımızda veya siyasetimizde lanetlemek hiç yoktur. Ancak Rumlar kendi içlerindeki kinlerini dışa dökmek için devamla bu kelimeyi kullanmayı pek severler. Özellikle de KKTC’yi ve buradaki Türk askeri varlığını lanetlediklerini ifade etmek çok hoşlarına gider. Bu beyanatlar ile duyguları okşanır. Halbuki Rumlar kara sayfalar dolu tarihlerinde Kıbrıs Türklerine karşı işledikleri soykırımlar, kalleşlikler, hainliklerden ötürü zaten lanetlenmiştirler. Çünkü Kıbrıs’ın Yunan olmasını sağlayamammışlardır. Bugün halen çok şükür Kıbrıs Türktür Türk kalacak tezimizi yürütüyoruz. Kendi egemenliğimizi muhafaza edebiliyoruz. Aslında bizlerin Rumlar için söyleyecek o kadar çok sözümüz olmasına karşın bunu yapmayı pek tercih etmeyen iktidar güçlerimiz var. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Birsen ALTINER
|
|
Salı, 19 Ağustos 2008 |
|

Suriye’den Ürdün topraklarına geçince sihirli bir el tarafından coğrafyanın değiştirildiğini düşünüyorsunuz. Birden çöl iklimi başlıyor. Ürdün’e kıyasla oldukça yeşil olan Suriye’den ayrıldığınızı, ıssız bucaksız çöllerin ortasına düşünce iyice anlıyorsunuz. Ürdün sınır kapısında sizi, Kral Abdullah’ın “Ürdün topraklarına hoş geldiniz” der gibi güldüğü portresi karşılıyor. Kralın fotoğrafları ülkenin her yerinde karşınıza çıkıyor. Suriye’de Hafız Esad ve oğlu Beşar Esad’ın fotoğrafları genellikle yan yanayken, burada sadece Kral Abdullah’ın fotoğrafları göze çarpıyor. Abdullah’ın babası Kral Hüseyin’in fotoğrafları neredeyse yok gibi. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar www.egitimis.org.tr
|
|
Salı, 19 Ağustos 2008 |
|

Ülkemiz, Cumhuriyet tarihinde eşine ve benzerine pek rastlanmayan zor bir dönemden geçmektedir. Cumhuriyetimizin ve ülkemizin tapu senedi olan Lozan Antlaşması’nı içlerine sindiremeyen ABD ve AB emperyalistleri ile yerli işbirlikçileri; bir taraftan BOP çerçevesinde ülkemizi etnik temelde ayrıştırmaya çalışmakta,diğer taraftan laik-demokratik cumhuriyetimizi ılımlı İslam cumhuriyetine çevirmeye kalkışmaktadır. Son süreçte sözde demokratikleşme adı altında gerici anayasa taslaklarıyla Cumhuriyet hukuku tartışmaya açılıp yok edilmek istenmektedir. “Cumhuriyetin yargısı ve hukuku tarafsız olmalıdır.” Yaygarası yapılarak yargı organlarımız yıpratılmak istenmektedir. Halbuki yargı ve hukuk tarafsız değil, Cumhuriyet Devrimi’nden yana taraf olmak zorundadır. EĞİTİM-İŞ, Türk ulusundan, eğitim ve bilim işgörenlerinden aldığı güçle Cumhuriyet Devrimi’nin hukukundan yana taraftır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Veli DEMİR/Eğitim-İş Konya Şube Başkanı
|
|
Salı, 19 Ağustos 2008 |
|
Sendikamız Eğitim-İş 1950'li yıllarda başlayan karşı devrim süreci ile Türkiye Cumhuriyeti, zaman zaman iktidara gelen gerici hükümetlerin uygulamaları ve son altı yıldır daha da derinleşen bir biçimde, Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana kazanılmış olan değerlerini bir bir kaybetmeye başlamıştır. ABD ve AB emperyalizminin ve uluslar arası sermayenin bağımsızlığımızı örseleyen, "Ilımlı İslam" iktidarıyla her geçen gün gericileşen, PKK terörüyle de bölünmez bütünlüğü tehdit altında olan bir süreci tüm çıplaklığıyla yaşamaktadır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Güler BAYDAR/Mustafa Ulusoy
|
|
Pazar, 17 Ağustos 2008 |
Darboğaz, 17 Ağustos 08, 13.00-15.00 |
Günler önceydi. Güneş tutulmasında Darboğaz’da boğazın bir yamacında “Tırnakçı”da, tutulanın güneş değil insanlığın dili olduğu vurgulanmıştı. Binlerce yıldır yaşanıla gelen savaş, acı, baskı, şiddet, açlık, sayrılık gittikçe daha yaygınlaşıp yoğunlaşıyordu. Yazıyı yazan, tüm insanlığın dilinin tutulması ve ayılmasını diliyordu. Aradan birkaç gün geçtikten sonra bu kez, sevgi dağının yamacında, “Barış Ağacı”nın altında yoğun şimşek ve gökgürlemeleri eşliğinde tüm dünyaya “BARIŞ ÇAĞRISI” yapılmıştı. Birkaç çocuk, genç ve yetişkin olarak. Duyulur muydu, duyulmaz mıydı, aslolan çağrının içten özden gelerek yapılmış olmasıydı Gün geldi 16.08.1999’a… Mersin-Silifke cennet-cehennem vadisindeyiz üç beş akraba. Dilek ağacının yanında oturmuşum kızım Ezgi’yle. Dilek tutuyorum, dileksiz, hiçbir şey bağlamadan Dilek ağacına. İnsanlığın dili tutulsun ve ayılsın binlerce yıldır yattığı uykudan uyansın diye… Ve dönüyoruz dağlara, Bolkarlara doğru. Darboğaz’dayız, “Karacakaya” mevkiinde. Gece saat 03.02… Az sonra fırıncı Ankara’da deprem olduğunu söylüyor… |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Özgür Karakaya/Bursa
|
|
Pazar, 17 Ağustos 2008 |
|
Çömeldiğim avlularda düşler sarardı; o muhteşem dostluklardan şimdi kim kaldı? Hançerlendim akşamların alacasında. Ne yaşadım ne öldüm, ömrüm talandı! Oysa dünya ne geniş, koğuşum dardı. Bıraksalar martılarla randevum vardı... Yılmaz Odabaşı Martıların kanatlarına baktığımda bir kayıkla açılıp güneşe doğru yol almak istedim. Asaleti uçuşlarında barındıran özgürlüğün, başkaldırının ve yaşama sevincinin adı, mavilikleri, derinlikleri getirip dünyaya renk verenlerdir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar *
|
|
Salı, 19 Ağustos 2008 |
19.08.08 Başka ülkeleri ne kadar çok görürsem, kendi ülkemi o kadar çok severim. Mme.De Stael | |
|
Devamını okumak için kaydolun...
|
|
|
Yazar *
|
|
Pazar, 17 Ağustos 2008 |
Fotoğraf: Mustafa Ulusoy 17.08.08 / Darboğaz günbatımında doğan gün... |  | |
|
Devamını okumak için kaydolun...
|
|
|
Yazar Bircan ÜNVER
|
|
Salı, 31 Ocak 2006 |

| Bulutların arasında Işıklı yollardan geçtik...* Yoğun Sisler içinde başladık yolculuğa Bulutların arasında Işıklı yollardan geçtik...
Sızan ışık yığınları Sislerin arasından Gökkubbesi görünen gökdelenlerin... Sanki ACC’nin gelecekteki Dünyasının içinden geçmekteyiz... | |
|
Devamını oku...
|
|
|
|
|
Üyeler: 366
Haberler: 3455
Web Bağlantıları: 35
Ziyaretçiler: 1938612
|
|
Eğitim dünyasının gerçek bir devrimden geçmesi gerekiyor. Çocukları canından bezdiren, yaratıcılıklarını yok eden, onları hırslı birer egoist haline getiren ve sadece hafızalarına yüklenen bu sistem değişmedikçe bu dünyada kimseye huzur yok. Kiraz Kurdaş |
|
|
|